Çocuğunuza Çaresizliği Öğretmeyin!


 


 

Şu cümleleri kendinize ya da çocuğunuza sıklıkla söylüyor musunuz?


  • Şu hayatta şansın olacak, yoksa hiç bir şey yapamazsın.
  • Kötü şeyler hep beni bulur…
  • Sorumsuzsun, tembelsin…
  • Senden adam olmaz…
  • Zaten başarsan şaşardım…
  • O iş beni aşar, bende nerede o yetenek…
  • Mutlu olmak benim neyime…
  • Bizde nerede o şans…
  • Kimseye güvenilmez…
  • Amaaaan böyle gelmiş böyle gider, ben mi değiştireceğim…

O halde büyük bir olasılıkla çocuğunuza çaresizliği ve karamsarlığı öğretiyorsunuz, ve ileride kendisi için yüksek hedefler belirleyemeyen, hayatta bir takım engellerle karşılaştıklarında çabucak pes eden, zorluk yaşadığında kendi yeteneklerine güvenmeyip, hep dışarıdan bir kurtarıcının gelip onu kurtarmasını bekleyen, yaşadığı olayların sebebini hep kendisi dışındaki faktörlere yükleyen, kendine güvenmeyen ve mutsuz bireyler yetişmesine sebep oluyorsunuz.

İyi de çaresizlik nasıl öğrenilir ve öğretilir?

Bir şeyi defalarca deneyip her seferinde başarısızlığa uğradığımızda pes ederiz ve bir daha o işe elimizi sürmeyiz. Çünkü sonucun tekrar başarısızlık olacağını düşünürüz. Örneğin 3-4 kere sigarayı bırakmayı denemişsem ve her seferinde tekrar başlamışsam, o zaman ben sigarayı bırakamıyorum, ben iradesizim, hayatta sigarayı bırakamam gibi bir inanç oluştururum ya da iş hayatında birkaç kez haksızlığa ya da başarısızlığa uğramışımdır, bende şans yok, talih bana gülmez vs. diyerek geçmiş başarısızlıklara bakıp hedeflerimden vazgeçmişimdir.  İşte buna psikolojide öğrenilmişlik çaresizlik diyoruz.

Yani kişinin geçmiş tecrübelerine, gözlemlerine ya da duyumlarına dayanarak , hayatın kontrolünün kendi elinde olmadığı düşüncesine kapılması ve gelecekle ilgili harekete geçmeme hali…

Bununla ilgili çok sayıda deney var. Bunlardan biri pire deneyi.  Duymuş muydunuz bu deneyi? Mümin Sekman’ın kitabından alıntılayarak bu deneyi sizlerle paylaşıyorum:

Biliyorsunuz pireler çok yükseğe sıçrayabilen muhteşem hayvanlardır. Bu hayvanlar rahatlıkla çok yükseğe sıçrayabilirler. Pire sirklerinde bu hayvanlarla gösteri yaparlar. Bunlar belli yükseklikteki cam kavanozun içerisinde sıçrar dururlar ve hiçbirisi bunun üzerinde sıçrayıp kaçamaz. Peki bu pireler yeteneklerine rağmen nasıl fazla yüksekliğe zıplayıp kaçmazlar?

Bunları eğitim sırasında bir cam kavanozun içine koyarlar. Kavanozun tavanı da camla kaplıdır. Kavanoz alttan ısıtılır. Zavallı pireler zıplayarak kaçmaya çalışırlar ama nafile. Tavandaki cama çarparak düşerler. Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplar, tekrar cama vururlar. Pireler sonunda cam tavan sayesinde bu yükseklikten fazla zıplamamayı öğrenirler. Cam kapak açıldığında da daha fazla yükseğe atlamazlar. Yani artık çaresizliği öğrenmişlerdir. Pireler sirkte gösteriye hazırdır.  Üzerlerinde cam engeli olmamasına ve daha yükseğe zıplama imkânları olmasına rağmen buna hiç cesaret edemezler.

Öğrendikleri çaresizlik nedeniyle var olan yeteneklerini ömürlerinin sonuna kadar kullanamazlar. Köle olarak yaşamaya devam ederler. Özgürlükleriyle aralarında aslında zihinlerinde oluşturduğu cam tavan vardır.

Diğer bir deney: Berkeley Üniversitesinden Prof. John Watson tarafından yapılıyor.  3 aylık bebekler özel bir beşiğe yatırılır. Başlarının altına da sensörlü yastıklar koyuyor. Önlerine de kendilerini rahatsız eden bir aparat asıyor. Bebekler kafalarını hareket ettirerek, yastığa komut veriyor ve bu aparatı hareket ettirmeyi öğreniyor. Başka bir grup bebeği de aynı beşiklere yatırıyor ama onları sensörlü yastıklara yatırmıyor. Çocuklar ne yaparsa yapsın, aparatı hareket ettiremiyor. Yani, birinci grupta “Kontrol bende.” duygusu, ikinci grupta ise “Ne yaparsam yapayım, durum değişmeyecek.” duygusu yaratıyor.

Daha sonra ikinci grubu sensörlü yastıklara yatırıyor. Bu defa bebeklere aparatı kontrol etme şansı vermesine rağmen, birçoğu aparatı hareket ettirmeyi denemiyor.  Yani, bu bebekler çaresizliği öğreniyor.

İnsanoğlundan örnek vermek gerekirse, sürekli yanlış ilişkiler yaşayıp, evlenme ya da gerçek aşkı bulma umudunu kaybeden ve önüne doğru insan çıktığında bile harekete geçmeyenler, bir kaç kez engellerle karşılaştılar diye hedeflerinden vazgeçenler, potansiyeli olduğu halde bunu kullanmaktan korkan, girişimci olmayan kişileri sayabiliriz…

Peki, noolduda çaresizliği öğrendik?

1. Geçmiş deneyimlerimizi yorumlama biçimimiz genellikle negatifse öğrenilmiş çaresizliğe daha çok yaklaşıyoruz, yani herhangi bir başarısızlık sonrası bu durumu bir  felaket değiştirilmesi çok zor bir durum olarak algılarsam ya da kendimi yeteneksiz , ya da şanssız olarak görürsem , kendimi çaresizliğin kollarına yaklaştırmış oluyorum..Örneğin; herhangi bir kötü deneyim sonrası: Hayatım mahvoldu, bittim…Zaten böyle olacağını biliyordum, şanssızlıklar hep beni bulur…Çok bahtsızım… demek gibi..

2. Anne-baba tepkileri: Eğer annemden babamdan ya da diğer büyüklerden sıklıkla sen yapamazsın , sen başaramazsın, tembelsin, sorumsuzsun, senin neyine vs. gbi mesajlar aldıysam bunlar malesef bilinçaltıma yerleşiyor ve beni etkiliyor.

3. Bazende içinde yaşadığım toplum beni çaresizliğe yönlendiriyor, mesela bazı atasözleri ve deyimlerimizde bile çaresizlik var biliyo musunuz? Mesela : “İnsan yedisinde neyse yetmişinde de odur” “Olmayacak duaya amin denmez”, “Babana bile güvenme”, “Erken öten horozun başını keserler”, “Hayat ballı börek değil”, “Etliye sütlüye karışmıycaksın”,….vs

4. İzlediğimiz diziler, dinlediğimiz müzikler, haberler… Arabesk müzikler ( sadece tarz olarak değil, tarz olarak pop ya da rock olupda şarkı sözü olarak  arabesk ve karamsar olanlarda dahil) , eski Türk filmlerinin pek çoğu…Bakınız bunlarda hep iyi insanlar mutsuzluk yaşıyorlar ve hayat kötü, insanlar kötü, her yer entrika …verilen mesajlar hep bu, e bunları izleyen insanın bilinçaltına tüm olumsuz mesajlar gönderilmiş oluyor….Şu an yurdumda en çok izlenen dizilere ve insanların genelinin ruh haline şöyle bir bakarsak durumu daha net görürüz…

Tüm bunlar bizim hayata bakışımızı, yaşadığımız olayları yorumlama biçimimizi etkiliyor ve biz hayatta öğrenilmiş çaresizlikler yaşadıkça hayata ve kendimize dair bazı kalıp inançlar oluşturuyor ve bu sınırların ötesine geçemiyoruz, geçmeyi denemiyoruz bile…Çünkü başarabileceğimize inanmıyoruz.

O halde ne yapmalıyız:

1- Çocuğunuzun yanında karamsarlık ve çaresizlik içeren yukarıda saydığımız türden ifadeleri kullanmayalım. Çocuğun duyduğu sözler bilinçaltına giden telkinlerdir.

2- Lütfen ama lütfennn o karamsarlık ve entrika dolu, her bölümünde birilerinin birilerini öldürdüğü, aldattığı, sırtından bıçakladığı, birilerinin köşelerde sürekli ağlayıp, sızladığı o dizileri çocuğunuza izlettirmeyin. Siz izlerken yanınızda olmalarına izin vermeyin ( hatta mümkünse bilinçaltınızın rahatı için siz de izlemeyin)

3- Çocuğunuzun hayallerini paylaşın, kendine yüksek hedefler belirlediğinde o seni aşar, gerçekçi ol … şeklinde onun azmini kırmayın

4- Olumlu telkinler verin: Örn; Hayat yaşanmaya değerdir, eğer yeteneklerini doğru şekilde kullanır ve azmedersen hedeflerine ulaşabilirsin, iyi ya da kötü her yaşadığın olay  sana bir şey kazandırır, seni pişirir, hayatı öğretir, geleceğe hazırlar. Yaşadığın her olayın içinde olumlu bir yan vardır ( hatta bunu bir oyun haline getirin ve çocuğunuzla bu oyunu oynayın, böylelikle daha küçük yaşlardan beynin olumlu düşünme kaslarını geliştirmiş olacaksınız)

Bunu daha iyi yapabilmek için anne-babanında karamsar düşünme biçiminden kurtulması gerekir. Olumlu düşünme teknikleri ile ilgili daha fazla bilgi için : http://www.zihinselgelisim.com/course/stresle-basetme-teknikleri/

Kaynak: Psk. Özlem Tokgöz Özsoylar

paylasimbilgisi

Yorumlar

CLOSE
CLOSE