Eyvah Çocuğum Farklı Gelişiyor

Doğduğundan beri bu çocuk böyle. Hiçbir şey anlamıyor, anlatamıyor. Konuşamıyor da. Sürekli bağırıp, ağlıyor. İhtiyaçlarını kendi başına gideremiyor. Etraftaki çocuklarla anlaşamıyor, sürekli diğer çocukları hırpalıyor. Ben de ne yapacağımı bilemiyorum. Bir başıma kalakaldım. Babası da ilgilenmiyor. Bütün sorumluluk benim üzerimde. Kendimi çok yorgun hissediyorum. Ne zaman konuşmaya başlayacak, ne zaman kendi ihtiyaçlarım kendi başına giderebilecek, ne zaman okula başlayacak. . . Gücüm kalmadı artık!”


Normal bir çocuk bekleyen ailelerin farklı gelişen bir çocukla karşılaşmaları durumunda hayal kırıklığı yaşaması, bu duruma tepki göstermesi ve ilerleyen zamanlarda çocuklarının normal bir çocuk gibi her davranışı yaşıtlarıyla birlikte aynı süreçte kazanabileceklerini düşünmesi çok sık karşılaşılan bir sonuçtur. Aile farklı gelişen bir çocuğa sahip olmayı kabul edemediği ve ne yapacağını bilemediği için endişeye kapılır. Bu kabullenememe sürecidir çünkü farka gelişen çocuklar da aslında her çocuk gibi kendine özeldir. Bu nedenle çocuklarının değişeceğini umut ederek yaşarlar ancak bu farklılıkları onun göz rengi gibi kalıcı bir özelliğidir. Dolayısıyla ailenin bir gün çocuklarının değişeceği ümidiyle yaşaması problemi daha da çözülemez hale getirir. Bunun yerine çocuğu olduğu gibi kabul etmek ve çocuğu olduğu gibi kabul ederek yaşamayı öğrenmek gerekir. Farklı gelişen bir çocuğa sahip olan aileler şok, inkar, acı ve depresyon, çelişki, suçluluk, kızgınlık, utanç ve sıkıntı, pazarlık etme gibi süreçlerden geçerek, en son noktada kabul ve uyum aşamasına erişir. Böyle bir çocukla karşılaşarak şok geçiren aileler aşırı derecede ağlama, çok konuşma ya da tam tersi hiç konuşmama gibi davranışlar sergiler. Bu davranışlar inkar aşamasında özrü görmezden gelme davranışıyla değiştirilir. Bir sonraki aşama olan acı ve depresyonda hayal kırıklıkları yaşanır. Çelişki sürecinde ise aileler ümitsizlikle birlikte eğitimi ve tedaviyi reddeder. Sonrasında suçluluk hissederek, “benim yüzümden oldu” diye düşünür. Kızgınlıkla birlikte neden ben diye sormaya başlar ve utanarak çocuklarını çevreden saklar, içinde bulundukları bu durumu gizler. Kabullenme sürecinden önce ise yaratıcıyla pazarlık ederek çocuklarını iyileştirmesi durumunda kendisinin bambaşka bir kişi olacağını söyler. En son aşama kabullenme aşamasıdır ve bu aşamada aileler çocuklarının durumunu kabul ederek, beklentilerini ve hedeflerini bu yönde değiştirirler.

Peki, farklı gelişen çocuğa sahip olan aileler neden durumu ilk başta kabul edemez?

Aile mükemmel çocuk hayaliyle yaşar ve ileride başarılarıyla övünebileceği bir çocuğa sahip olmak ister. Farka gelişen çocuğa sahip olmak, ailelerin mükemmel çocuk hayallerini ortadan kaldırdığı için durumu kabul etmek ilk başta kolay olmaz. Bu durum duygusal bunalıma neden olur.

Diğer önemli bir nokta ise aileye, akrabalara ve yakın çevreye durumu açıklama zorluğudur. Kendi çocuklarının diğer çocuklardan farklı olduğunu, becerilerinin diğer çocukların düzeyinde olmadığını anlatabilmek aileler için oldukça zordur. Bu nedenle aileler kabul aşamasından önce durumu açıklamak yerine, böyle bir sorun yokmuş gibi davranmayı tercih eder. “Bizim çocuk biraz hareketli, yaramaz. Babasına çekmiş işte” gibi söylemlerle durumu gizlemeye çalışır. Diğer insanların tepki göstermesinden korkarak sorun yokmuş gibi davranır. Ancak durumu yok saymak daha büyük sorunlara neden olur. Bu nedenle bir an önce çocuğun durumu fark edilmeli ve durum kabul edilmelidir. Kabul aşamasından sonra aileler tarafından dikkat edilmesi gereken en önemli nokta farka gelişen çocukların da kendine özgü özelliklerinin olduğudur. Farklı gelişen çocukların da kendine özgü bedensel, bilişsel, sosyal ve duygusal bir yapısı vardır ve bu çocuklar doğuştan getirdiği kalıtsal özelliklere sağlanan tıbbi tedavi, eğitim ve çevre olanaklarına bağlı olarak kendi içlerinde önemli bireysel farklılıklar gösterirler. Bu nedenle her çocuk kendisiyle kıyaslanmalıdır. Aileler çocuklarının gelişimini etrafındaki çocuklarla değil kendi kat ettiği mesafeyle değerlendirmelidir. Kalıtım, doğumdan önce, doğum sırasında ve doğumdan sonra merkezi sinir sistemini etkileyecek hastalıkların meydana gelmesi, kazalar, travmalar, metabolizma ve beslenme bozuklukları ve de başka bilinmeyen nedenler sonucu ortaya çıkan engellilik durumu, çocuklarda yaşıtlarına göre öğrenme, kavrama, beceri ve toplumsal uyum bakımından gerilik ve yetersizliklerin görülmesine neden olur. Bu nedenle ailelerin kabul sürecinden sonra çocuklarında görülen öğrenme, kavrama, beceri ve sosyal uyum bakımından gerilik ve yetersizliklerini eğitimle birlikte minimum seviyeye indirmek için çaba göstermeleri gerekir. Uzman yardımıyla birlikte, çocuklarını kendi kapasiteleri ve yetenekleri doğrultusunda değerlendirerek, bu doğrultuda çocuğa uygun hedefler seçmeleri gerekir.

Farklı gelişen çocuğa sahip olan ailelerinin tutumları

Engeli bir çocuğu kabul sürecinden sonra aileler birbirinden çok farklı tutumlar gösterebilir.
• En sık gözlenen tutum aşın derecede koruyup kollama davranışıdır. Aileler çocuklarının kendilerini koruyamayacaklarını düşünerek, onların yerine bu görevi kendileri üstlenirler. Halbuki çocuğun kendini korumayı öğrenebilmesi için çocuğa fırsat sunulmalıdır.
• Diğer bir tutum ise ayrıcalıklı davranma tutumudur. Çocuk aile içerisinde farklı olduğu için diğer kardeşlerinden ayrı tutulur ve özel haklara sahip olur. Bu aile içerisinde diğer çocuklarla olan ilişkinin ve aile içinde dengenin bozulmasına neden olur.
• Diğer bir aile tutumu ise her şey engeli çocuk için tutumudur. Aile bütün hayatını engeli çocukları ekseninde kabul eder ve bu şekilde yaşayarak kendilerinin de bir yaşamları olduğunu görmezden gelir. Kendilerini engeli çocuğa adayarak yaşama çalışmaları, kendi yaşamlarını katlanılamayacak hale dönüştürür.
• Bazen de çocuğu reddetme gibi bir tutum sergilenir. Aile engeli çocuğu ayak bağı olarak görür ve her türlü ihtiyacım gidermekten çekinir, çocuk yokmuş gibi davranılır.
• Bazı aileler ise özrü görmezden gelerek, çocuklarının sağlıklı olduğunu söyler ve çocuklarının engeli yokmuş gibi davranır. Buna önce kendilerini inandırır, sonra da çevrelerindeki kişilere bunu söyleyerek, diğer insanların da buna inanmalarını ister.
• Bazen de aileler tarafından özür durumu kullanılır ve çevreden yardım toplamak istenir. Aile çocuğunun özür durumunu sürekli gözler önüne sererek diğer insanların acımalarını ve kendilerine yardım etmelerini ister.
• Olması gereken tutum ise normal bir şekilde çocuğun engel durumunu kabul etmek ve çocuğun gelişimi için şartları hazırlamaktır. Ayrıca engeli çocuğun gereksinimlerinin normal çocuklardan farklı olduğunu kabul ettikten sonra eğitim uzmanının da yardımıyla çocuğun gelişimini desteklemek gerekir.

Kabul sürecinden sonra başlayan eğitim sürecinde en başta ailenin çocuğun tanısını tam olarak ne olduğunu bilmesi ve bu tanının ne anlama geldiğini araştırması, bu tanıya sahip olan bir çocuğun neleri yapabileceğini ve neleri yapmakta zorlanabileceğini öğrenmesi gerekir. Bunun akabinde öğretmen ve aileler arasında sıkı bir iş birliği sağlanmalı ve çocuğun tanısı doğrultusunda uygun bir eğitim çerçevesi oluşturulmalıdır. Eğitim sürecinde uzmanın ve eğitmenin öneriler, aile tarafından dikkate alınmalı, evde de söylenilen davranışlar uygulanmalıdır. Farklı gelişen çocukların eğitimindeki temel hedef; ileri derecede akademik beceriden ziyade, ileride başkalarına bağımlı olmadan yaşamlarını sürdürebilmeleri, kendi kendilerine yeterli duruma gelebilmeleri ve toplumla bütünleşebilmeleridir. Günlük yaşamda, evde, toplumda ve çevrede işe yarar olması temel hedeftir. Farklı gelişen çocuklar ancak bunu başarabildikleri ölçüde yani kendisini ifade edebildiği ve kendi ihtiyaçlarını bağımsız olarak karşılayabildiği düzeyde toplum içerisinde kabul görebilir duruma gelir. Eğitim sürecinde farklı gelişen çocukların bağımsızlıklarını kazanmaları gerekir çünkü ancak bunu gerçekleştirdikleri zaman aile üyesi, işçi, öğrenci, boş zaman etkinliklerine katılımcı olma, tüketicilik ve vatandaşlık gibi toplumsal rollerin üstesinden gelebilir. Bunun yanında kendi bakımını sağlamayı, ev işlerini yapabilmeyi, evdeki eşya ve cihazlan kullanabilmeyi, temizliği, yiyecek hazırlamayı, yani kendi yaşamım kendi başına devam ettirebilmeyi sahip olduğu bağımsızlık duygusuyla gerçekleştirebileceği için öncelikle bu noktada eğitimin verilmesi gerekir. Süreç içerisinde aile her ne kadar çocuklarının durumunu kabullenmiş olsa da dönem dönem acı, öfke, yorgunluk gibi duyguları içten içe besleyebilir. Bu tür duygularla başa çıkabilmek ve kendi motivasyonlarını yüksek tutabilmek için duygularım paylaşmaları ailelere yardımcı olacaktır. Tek başına bütün sorumluluğu üstlenmek yerine paylaşımcı yolu tercih etmek daha rahatlatıcı olacaktır. Bununla birlikte sadece farklı gelişen çocuklarına odaklanmak yerine, kendilerine ve diğer çocuklarına da vakit ayırmaları kendilerini iyi hissetmelerine yardımcı olacaktır.

“Gerçek iyimser, problemlerin farkındadır ama çözümleri de bilir, zorlukları görür ama üstesinden gelineceğine de inanır, olumsuzlukları yakalar ama olumlulukları da vurgular, en kötüye açıktır ama en iyiyi de bekler, şikayet etmek için nedeni vardır ama gülümsemeyi seçer”

Kaynak: W. Arthur Ward – Popüler Psikiyatri Sayı : 53 2010-2010 Psk. Narin YILDIZ / Psikolog

Yeni makalelerden haberdar olmak için bültenimize abone olabilirsiniz. [wysija_form id=”14"]

 

paylasimbilgisi

Yorumlar

CLOSE
CLOSE